1. Haberler
  2. Genel
  3. Yaşar Koç yazdı: Ülken gibisin işte…

Yaşar Koç yazdı: Ülken gibisin işte…

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bazen içinizde bahar çiçekleriyle dolu bir diyar belirir. Gözlerinizde umut parlar; kalbiniz yeni filizlenmiş ağaçlar gibi çiçek açacağı hissiyle dolar. Sabah her şey yeniden başlıyormuş gibi heyecanla uyanırsınız… 

Bazen odana bir nisan sabahı gibi girersin 

Taze ışık, tomurcuk kokusu, 

Ve içinde o eski şarkının tomurcuklandığını duyarsın, 

Sanki dünya yeniden başlayacakmış gibi.

Ama bazen yorgun bir akşamın sessizliğini kucaklarsın. Hafifçe sızlayan anılar gibi, eski yaraların seni yalnız bırakmaz. Sıkıntılar omuzlarında ağırlaşır, gökyüzüne bakarsın, bulutlar kalbine gölge düşürür. O anlar hüzünlü bir şarkının dizeleri gibi içine işler…

Rengarenk kutlama sabahları yaşarsınız ve aynı zamanda hayata hüzün perdelerinin ardından bakarsınız. Bazen gözleriniz yıldızlar kadar parlak parlar, bazen de yağmurdan sonra ıslanan toprak gibi sessizleşir.

Sonra ansızın, 

Kasım yağmurları düşer yüreğine. 

Eski yaralar, sararmış yapraklar gibi, 

Hafızanın kaldırımlarında hışırdar. 

İçinden bir tren sesi çekilir, 

O trenin bir daha asla gelmeyeceğini bilirsin.

Ama biliyorsun, sen bir ülkesin. Yüce dağları, derin nehirleri, bazen sakin, bazen hırçın denizleri olan… Yaralı ama her yarayı iyileştirebilen; kırılgan ama her düşüşten sonra tekrar ayağa kalkabilecek kadar dayanıklı. İçinde büyük bir sevgi taşıyorsun, çünkü sevmek senin doğanda var. Ve hüznün bile, bir Anadolu türküsü gibi, sana ait.

Yorgun, bıkkın hissedebilirsiniz… Ama asla pes etmezsiniz. Çünkü “yarın” denen o sihirli sözcüğe inanırsınız. Tıpkı toprağın baharı beklediği gibi, siz de iyiyi ve güzeli takip edersiniz.

Ve bilirsin ki: 

Bu toprak gibi yaralısın, 

Bu taşan deniz gibi. 

Her düşüşün ardında, 

Buğday taneleri gibi, 

Büyüyecek gizli tohumlar vardır.

Sen de ülken gibisin işte… Güzel, yaralı, güçlü ve her şeye rağmen umut dolu.

Bazen kalbinin kırk odalı köşkünde bütün lambalar yanar. Umut, pencerelerden içeri sızan şafak ışığı gibi içine sızar. Sabahın ilk ışığıyla kendini silkelediğinde, her şey taze görünür, her başlangıç ​​mümkün görünür…

Ama bilirsin; bu köşkün bazı odaları kilitlidir. Biraz tozlu, biraz hüzünlü. Eski yaralar orada sararmış fotoğraflar gibi saklıdır. Bazen aniden açılan bir kapı yüreğini kırar. Gün batımının loşluğunda dertlerin ağırlaşır; bir divan şairinin “taşınmaz” dediği o kadim yük omuzlarındadır…

Hem bayram sabahlarının şeker pembesi neşesi var sende, hem de gece yarısı hüzünlerinin koyu mavi sessizliği. Bazen bakışların Doğu’nun incisi gibi parlıyor, bazen bir bilge havasıyla düşüncelere dalıyorsun. 

Sen;

Bir bayram sabahının şeker renkli sessizliği,

Ve gece yarısı haberlerinin keskin hüznü.

Gözlerinde Ankara’nın sisli sabahları,

Avuçlarında denizlerin tuzlu rüzgarları…

Ama sen kendini bir medeniyet gibi taşıyorsun. Kırılgansın ama her kopuşta daha güzel bir desen ortaya çıkıyor. Güçlüsün çünkü her yıkılan duvarın ardına yenisini inşa etmeyi biliyorsun.

Yorulabilirsin, dizlerin titreyebilir… Ama asla yıkılmazsın. Çünkü “sabah” dediğimiz o mucizeye inanırsın. Tıpkı bir çölün yağmuru beklemesi gibi, rahatlamanın geleceğini bilirsin.  

Sen bir medeniyetsin… Muhteşem, yaralı, bilge ve her daim umutla nefes alan.

Bazen bir sabah gelir, güneş sadece pencereden değil, tüm göğsünüzden parlar. O anda, tüm ezberlerinizi unutursunuz; yeni doğmuş bir nehir gibi saf bir şekilde akarsınız. Umut, avuçlarınızda filizlenen bir çiçeğin kırılganlığıyla titrer.

Sonra, aniden, bilinmeyen bir akşamın koynunda bulursunuz kendinizi. Eski yaralar, yanmış yangınlardan kalan közler gibi cildinize batar. Dünya, siyah beyaz bir fotoğrafın solukluğuna bürünür. Sonra, gökyüzü gibi hem mavi hem de bulutlu olduğunu fark edersiniz.

Bazı günler çocukluğunuzun bayram sabahlarını yaşarsınız; şeker renkli, kahkaha dolu, sıcak. Bazı günler, son treni kaçırdığınız o gece yarısı istasyonları…

Ama bilirsin, sen bir coğrafyasın. Sert rüzgarlara göğüs geren dağların var, hüznü emen ve büyüten ovaların var. Bazen sert, bazen sakin ama asla bitmeyen denizlerin var. Yaraların, tıpkı bu topraktaki çatlaklar gibi, en güzel çiçeklerin büyüdüğü yerlerdir. 

Ve her şeye rağmen, bir şiirin son dizesindeki umuttun. Kırılmıştın, yorgundun, bazen çaresizdin ama asla bitmemiştin. Çünkü toprağın her kıştan sonra baharı hatırlar.

Ruhunuzun Coğrafyasında Bir Mevsimler Geçidi…

İşte böyle;

Bazen bir ilkyaz neşesi,

Bazen sonbahar hüznüsün.  

Ama her daim,

Tıpkı Anadolu’nun o eski zeytin ağaçları gibi,

Köklerinle sarılıp durursun hayata.

ANNEM MERHUME MESRURE KOÇ’A İTHAFEN

DİVİTİMDEN DAMLAYAN 

Yaşar KOÇ

03 NİSAN 2025 ANKARA

Yaşar Koç yazdı: Ülken gibisin işte…
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Ahkam Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin